mustafa

mustafa afiş sade.jpg

Yozgat emniyetinden gelen polisler, Nohut mahallesi Çirçir sokaktaki Samsun apartmanın merdivenlerinden yavaş yavaş 3.kata doğru çıkıyordu. 11 numara yazan kapının önünde durdular. Çilingirci yardımıyla kapıyı açtıklarında evde yoğun sigara kokusu ve yanık kızartma kokusu karışımı leş bir koku vardı.
Kapıda bekleyen polisler içeriye girdiğinde odaları tek tek gezmeye başladı.
3+1 ev olan 11 numaralı ev. Salonla t şeklinde olacak şekilde odalar sıra sıra dizilmişti. Her odaya 2 polis girdi. Yatak odasındaki manzarayı gören polisler, diğer ekip arkadaşlarını çağırdı.

Yatak odasında çırılçıplak uzanmış, Fetüs şeklinde uyuyan bir kadın vardı.
Kadına yavaş yavaş yaklaşan polisler kadının karnı parçalanmış şeklinde olduğunu gördü. Kanlar daha kurumamıştı. Etrafta ne bir kanlı bıçak ne de kanlı bir ipucu vardı.

Olay yeri inceleme ekipleri etrafta ipucu sayılacak ne varsa tek tek toplamaya başladı.

Yaşanan bu olay yerel Yozgat Burç gazetesinden ulusal haber ajanslarına yayılmaya başladı.

Evet. Hatırlatmama gerek yok. Yine de söyleyelim.
Her şey bir film bir kurmaca ama yine de can acıtıyor.

Mustafa Yalın
Yozgat şeftali ilçesinin Sarıbaşak köyüne kayıtlı 1985 doğumlu baba adı Abbas ana adı Emine olan Mustafa Yalın, Yozgat lisesinden 2003 mezunu.
2004 yılında Gazi üniversite felsefe bölümünü kazandı ve aynı sınıfta beraber okuyan Çorum Kadırga nüfusuna kayıtlı Çiğdem Telli ile 4 yıl boyunca beraber aşk yaşadılar. Klasik üniversite aşkı olarak adlandırılan bu ilişki Yozgat Rüya düğün salonunda evlilikle sonuçlandı 2010’un sıcak bir yaz gecesinde.

İbni sina sanat lisesinde felsefe öğretmenliğine atanan Mustafa, 10 yıllığına Zanaat bankasından çektiği kredi ile hikâyesinin tamamlandığı nohut mahallesindeki evi satın aldı. Eşi çiğdem, özel Gazella lisesinde felsefe öğretmenliği yapıyor. Çorumun sayılı ailelerinden olan Çiğdem’in özel okula girişi eş dost vesilesiyle kolay oldu.

Klasik memur yaşantısı gibi Mustafa’nın maaşını ev kredisine, Çiğdem’in maaşını geçinmek için kullanıyorlardı.

Tipik bir muhafazakâr ailesi olan Yalın çiftinin tek derdi doğmayan bir çocuktu.
10 yılı aşkın süredir çocukları olmuyordu. Çeşitli bilimsel yollar denese de yine de olmuyordu. Doktorlar Mustafa’dan kaynaklandığını söylese de inkar ediyordu.

Çocuk aşkıyla yanıp tutuşan Çiğdem’in gitmediği türbe kalmamıştı, Yozgat ve Çorum çevresinde. Tokattaki Baba Zünnun türbesinde tanıştıkları Palu ailesinin önerisi ile Zile’deki Şeyh Hacıullah Baba’nın yanına gittiler. Hacıullah Baba çevrede etkin kimliğe sahip her türlü muska,okuma üfleme işleriyle İç Anadolu’da nam salmış bir kişi.

Verdiği iksirleri içerek, yazdığı kâğıtları saklayarak günleri geçen Yalın çifti bir türlü emellerine ulaşamıyordu.

2021 yılında ev kredisinin son taksidi bitince maddi olarak rahatlayan çift, Sorgunlu arkadaşı Ahmet’in teklifiyle yaz tatilini Güney Hollanda ili olan Rotterdam’da geçirdi.

Okulların başlamasıyla kendi kabuğuna çekilen çift, günlük koşturmacalarla kendini avutuyordu..

Çocuk nedeniyle boşanalım önerisi Çiğdem’den geldi. Mustafa bu duruma pek yanaşmasa da sonunda tamam dedi.
Anlaşarak ilk celsede boşandılar.

Sonunda Mustafa, durumun farkına vardı. Çiğdem yeni biriyle tanışmış ve bu tanışıklılığını evlilikle sonuçlandırmak istiyordu sırf çocuk sahibi için.

Evlatlık teklifine Mustafa zamanında karşı çıkmıştı.Çiğdem’in çocuk sahibi olması için tek çare boşanıp yeni biriyle evlenmekti.

Boşandıktan sonra Mustafa psikolojik sorunlarla baş etmeye çalıştı.
Aylar sonra Çiğdem’in hamile haberi çılgına çevirdi.
Bir gün konuşma bahanesiyle eve davet etti, hiçbir şey olmamış gibi konuştular.
Zaten ayrıldıktan sonra da konuşuyorlardı hep. Çünkü birbirini seviyorlardı. Sadece çocukları yoktu ve bunu çiğdem çok dert ediyordu. Çünkü çiğdem çocukları seviyordu.

neyse lafı uzatmadan sonuca geçelim, sayın okuyucu.
Mustafa, Çiğdemin çayına uyku ilacı katıp uyuttu. Çırılçıplak soyup karnını deşti ve içindeki cenini alıp bir torbaya koydu..

Psikilojik gerilim filmlerindeki gibi odadaki tüm kanıtları toplayıp temizledi,kendi aklınca.

İçi cenin olan torbayı alıp merdivenden inip arabasına atladı.

Şeftali’deki Aşağı Başçayırdaki 2 dönümlük tarlasının üst kısmını kazma kürekle eşip cenini gömdü..

Sonra cebindeki huawei p30 telefonunu çıkartıp polise durumu ihbar etti.
Nohut mahallesi çirçir sokak samsun apt. kat3 no.11 de bir cinayet işlendiğini,bir aile kavgası olduğunu polise anlattı..

ve sonra cebinden çıkardığı 9mm parabellum tabanca ile kafasına 2 el ateş etti.

Ve bu hayatta
“Herkes yaptığının cezasını çekiyor..
çocuklarsa büyüklerin günahını..”

“Leh yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin Dekolog isimli dizisine ithafen.”

Hikâyede anlatılan her şey bir kurmacadır.
Gerçek hayatta böyle kişi yer zaman yoktur.

Kurgulayan: Mehmet Budak

Reklamlar

Odd Ostrov

odd ostrov
Karadeniz’in rüyasından çıkıp Kuzey ışıklarına varmadan önce inip yolculuğa devam eden insanların sessizce kendi içinde haykırışlarıydı, bir kuzey hikâyesini andıran yaşanmışlıklar..

Yitip giden zamana ait kalıntılarla beraber sessizce sürükleniyordu,enlemi ve boylamının bilinmediği düşüyle…

Birden kendini İskandinav sessizliğinde buldu. Ormanın derinliklerine doğru yürüdü.Yağmurun şiddetiyle kaybolmuş benliği ağır darbeler alıyordu..

yitip giden rüyalar.. disparonik ritimler.. bokehleşmiş düşünceler..

saklanacak bir yer arıyordu,yaşanmışlıklardan..

herşey bir film.. bir kurmaca.. ama yine de can acıtıyor..

Ormanın derinliklerine doğru ilerleyen Odd Ostrov adında genç bir delikanlı Tromsö’de huş ağacının altında yarı baygın şekilde bulundu. Günlerce Tromsö basınında yer aldı.

Norveçli gençlerin intihar oranları ve çözüm yollarına dair günlerce konuşuldu.

Norveç Bilim ve Tıp Akademisinde Alkol ve İntihar konulu sempozyumda Adli Tıp komisyonu başkanı Tarjei Breivik ülkede intihar oranının %13 olduğunu belirtti.

Alkol fiyatlarının yüksekliği, açık alanlarda kullanma yasaklığı ve Norveç film senatosundan yönetmenlerin çektiği konuyla ilgili bağımsız filmler sayesinde oranın düşmesi yine de tatminkâr etmiyordu.

Hikayemiz böyle başlıyor..

Odd Ostrov. Tromsö 6 Aralık  1996 doğumlu. Norveçli babadan Slovak anneden doğma bir genç.

Tromsö Petrol arama merkezinde petrol mühendisi olan Ake Ostrov, Kosice Teknoloji Üniversitesinde Madencilik ve Metalurji Mühendisi ana bilim dalı doktor Nina ile Letonya’da Scandal Bar’ın lobisinde tanışıp sevişip birlikteliklerini Odd adında bir bebekle taçlandırmışlardı. Tromsö’de Kuzey ışıklarına varmadan 10km geride huş ağacından yapılma 2 katlı orman evinde..

Nina, Doğu Avrupa ülkesi kızları gibi aşkı uğruna üniversiteye ara verip Ake ile yaşamayı kabul etmişti. İlk başlarda güzel işleyen ilişkileri ilerleyen yıllarda çatırdamaya başladı. Ailevi sorunlar baş gösteriyor, Ake’nin iş temposu artıyor ve Odd yalnız büyüyordu.

Şiddetli aile çatışması nedeniyle Nina bir gece Tromsö’den 21 saat sürecek olan Stockholm trenine atlayıp ordan uçakla  Bratislava’ya geri dönüyor..

Yalnız, aile huzuru görmeyen Odd, arkadaşlarının etkisiyle alkol, uyuşturucu ve sekse başlamıştı, 15’inde. Dersleri başarıları olan Odd, babası Ake tarafından tatillere gönderiliyor. Baltık ülkelerinde ucuz alkol ve seks nedeniyle ilerleyen yıllarda kendisinin sonunu getirecek hamleler yapıyordu..

Bir gece Helsinki’de Pussy Barda tanıştığı Simone ile birlikte bardan çıktıktan sonra Aleksanterinkatu Caddesinde Finli 3 genç tarafından öldüresiye dövülerek Simone’yi kaçırıp günlerce çeşitli fantezilere konu olabilecek işkencelerle öldüren 3 genç günler sonra Helsinki yerel basınında 3.sayfada yer almıştı.

Uyandığında kendini Turku Aura nehrinin kenarında bulmuştu.

Helsinki’den 161 km uzaklıkta olan Turku’ya nasıl geldiğini merak eden Odd, kendini buz tutmuş nehrin üzerinde çırılçıplak halde olduğunu anımsadı birden. Bir an evvel Stockholm’e nasıl gideceğini düşündü. Ordan trenle evine gideceğini biliyordu çünkü..

Çevresinde üstünü örtecek bişey bulamayan Odd, çırılçıplak bir şekilde nehrin üzerinde yürümeye başladı. Bulutların İskandinav film atmosferi şeklinde toplanmaları iyice bunalıma sokuyordu. Saatlerce çırılçıplak bir şekilde yürüdü.. Etrafında ne bir insan ne bir canlı varlık vardı..

Yorgun bitap halde yere düşen Odd’u nehirde balık avlamaya gelen Turku yerel halkı üstünü sararak arabaya koydu. Nehirden arabayla şehre doğru gittiler.

Sovyetlerden kalma yıkık bir evin sobasının yanında ısınmaya çalışan Odd yavaş yavaş kendine geliyordu.. Gözünü açtığında nerede olduğuna dair düşünceler beynini delip deşiyordu. Ev sahibi Eetu Korhonen adında yaşlı bir öğretmendi. Eşini bir trafik kazasında kaybetmiş, çocukları olmayan ve yalnız yaşayan Eetu’nun tek öyküsü, nehirden balık toplayıp satmak.

Odd kendine geldiğinde buraya nasıl geldiğini, soğuktan titreyen sesiyle söylemeye çalışıyordu.

Bir süre Eetu’nun evinde kalan Odd şehirden ayrılmaya başladı.

-Öykü Arası-

Odd, Tromsö üniversitesi psikoloji bölümünü kazandığı zaman arkadaşları Odin, Hnoss ve Budak ile beraber ceplerinden çıkardıkları kubarları içerek Kuzey ışıklarını izledi.

Kubarlar ciğere karıştığı zaman
Kırmızı ruhlar dağıldığı zaman
Odin Hnossla barıştığında..
Budak tuur’u çaldığı zaman

Odd çektiği kubarın etkisiyle Pussy Bar’da tanıştığı Simone ile zevkin doruklarında hissediyordu, bilinçaltında..

Odin kaleydoskopik bir titreşimle kafasını sallayıp kuzey ışıklarını yönlendiriyordu..

Budak tuur’u eline alıp kuzey ışıklarını kovalıyordu. Dünyadan iyi ruhları kötü ruhlardan koruyan bir şaman edasıyla tuur’a vurup Odin ve Odd’un bilinçaltını yönlendiriyordu..

Odd, Simone’yi Pussy barın klozetinde kafasını duvara vurarak ve gel-git ler yaparak bilinçaltındaki disparonik ritimleri boşaltıyordu, Simone’nin yüzüne..

Odin tanrılaşarak kuzey ışıklarını yönlendirerek içindeki egoyu atıyordu..

Odd 06:52’ye kurduğu alarmı duyarak yerinden fırladı, gördüğü rüyanın etkisiyle..

7,30’daki derse geç kalmamak için var gücüyle çaba sarf ederek yolda yarı uykulu yürüyordu..

-Öykü Sonu-

Psikoloji bölümünde okumanın verdiği hazla insan davranışlarını etkileyen iç ve dış faktörler üzerinde günlerce kafa yoruyor. kendini din, toplum, çevre, felsefe, uyuşturucu vs. gibi konulara araştırmaya yönlendiriyordu..

İskandinav insan davranış yapısıyla bir Afrika, Orta doğu vb. bölgeler ile ilgili makaleler okuyordu

Dinlerin insanlar üzerindeki ahlak ve sevgi etkisi üzerine yazılmış Anila Gomsrud’un yazısını okuduğunda kendi boş bir dünyanın içinde olduğunu anımsadı. Ataları Vikingleri araştırmaya itti kendini. Ordan da paganizme girdi..

Paganizm ilgisini çekti.

İzlanda’da “asatruardelagia” adında bir dernek dikkati çekti. İskandinav ülkelerine yeniden paganizm tanrılarına inanmayı yayan bir dernek.

Dernekle Skype üzerinden iletişime geçti. Reykjavik deki bir tepeye yapılmış tapınaklarını görünce araştırma heyecanı bi kat daha arttı.

Kitaplarda, makalelerde okuduğu o insan davranışları üzerindeki bilgisel içeriği daha da teorik uygulamaya dökebileceğini düşündü. Ayinlerde insanların davranışlarını daha yakından gözlemleyebilmesi kendisi için bulunmaz bir fırsattı. Hatta şamanların kullandığı iksirleri almadan önceki ve aldıktan sonraki hallerini de görmesi de araştırması için paha biçilmez bir şey idi..

17 Aralık 2020

asatruardelagia derneğinin 20.kuruluş vesilesiyle kutsal ayin düzenleniyordu. Reykjavik’e..

Odd bir gün önce 4,500 nok ödeyerek gidiş biletini alarak Reykjavik’e vardı. Oradan da araba kiralayarak tepedeki tapınağa gitti.

Yanında bir tek şaman davulu adı verilen tuur müzik aleti vardı. Şamanizm’i araştırırken ilgisini çekmiş İsveç’in Uppsala kasabasında müzikolog ve genç kam adayı olan OQ tan almıştı. Yıldırım  çarpmış bir kayın ağacı ve hastalıktan ölmüş ceylan derisi ile yapılan müzik aletini tam 3 yıl beklemişti..

tapınağa girdiğinde morgu andıran ıssız bir soğuk karşıladı kendini.. yüksekliği 4 metre çevresi 5 metre olan dairesel şeklinde olan tapınak, üstü dom şeklindeydi.. Karşısında skypeden üzerinden aylarca konuştuğu derneğin başkanı Hilmar Emersoon’u görünce koyu bir muhabbete girdi.

Saatler sonra konuklar bir bir gelmeye başlamıştı. Hilmar tek tek konukları Odd ile tanıştırdı,Odd’un hikayesinden bahsetti. Gelenler İskandinav insanlarından görülmeyecek sıcak bir tavır sergiledi. Odd’un dikkatini çekti.

-İsterseniz sizleri konukları ve törendeki insanları tanıştırayım.. –

Odin, Mimir, Hermod, Rynkar,Skuld,Tyr, Hnos

Mimir: Odin’in amcası olan Mimir, cömert bir insandır. Bilgisi ile etrafına ışık saçan 75 yaşında Bergen’de tek başına yalnız yaşayan Mimir bergen tren istasyonundan emekli.

Odin: bir gözü görmeyen, 2metreye yakın boyunda gür sakallı olan Bor ve Besstla’dan doğma. Norveç’in asgard kasabasında 2 oğlu ile beraber yaşıyor. Ve çiftçilikle uğraşıyor.

Hermod: Finlandiya posta teşkilatında çalışan evli ve 3 çocuklu..

Rynkar isveç’li saat tamircisi..

Skuld: osloda felsefe öğretmenliği yapan skuld, genç ve bekârdır.

Tyr: bir gözü kör ve bir kolu olmayan eski bergen adliye kâtiplerinden. Talihsiz bir trafik kazasında gözüne giren cam parçaları nedeniyle bir gözü görmez. Eşiyle çıktığı Finlandiya gezisinde bir kurt tarafından sol elini kaybetmiş.

Hnoss: hnoss umay, eski kadın doğum doktoru olan hnoss, aşk filmlerine konu olacak derecede bir aşk hikayesi geçirmiş, yalnız ve bekâr. 70 yaşında..

ve kutsal ayin..

Odd konuklarla tanışarak kendini tapınağın bir parçası olduğu benliğine inandırdı. Genç yaşına olmasına rağmen bu denli farklı insanları görünce içini tuhaf bir ürperti kapladı..

Konuklar yere çizilmiş.. ortada ateş yanan bir dairenin içine girdi.. dairenin 1 metre uzağında bir kazanın içinde  fokur fokur kaynayan ve yükselen dumanlar..  tapınağa yayılarak insanı sarhoş ediyordu..

Çaputlarla yama yapılmış ve ceylan derisini giymiş tuhaf bir adam kazanı karıştırıyordu. Odd bunun bir şaman olduğu kanısına vardı, okuduğu kitaplardan edindiği bilgilerle.. kazanın içindekinin de ayahuasca olduğunu düşündü..

Odd, adamın yüzünü gördüğünde şok oldu birden. Rüyasında gördüğü şamandı bu.

Üniversiteyi kazandığı yıllarda görmüştü. Rüyayı anımsamaya çalıştı hayal meyal. Odin, Hnos.. Derken ve içerdeki sarhoş edici kokuyla beraber… Kendini dünyadan farklı tuhaf bir yerde olduğu anımsadı. Çevresine bakındı birden.. İnsanların tek tek yüzlerine bakıyordu.

Budak, kazanın içinde kaynayan sıvıyı herkese tek tek içirdi..

sonra dairenin içine girerek yanındaki tuur- şaman davuluna dokundu ve eline aldı..

yıldırım çarpmış kayın ağacından ve ölmüş hayvan derisinden yapıldığı anımsayarak tuur’u çalmaya başladı..

ulya ulya ulya
bu bir rüya

dedi birden..

Odd’un başı dönmeye başladı… gözleri kör olmuş gibi gözlerini kaşımaya başladı..

Ve… Budak, ateşin etrafında İslami zikir edasıyla dönerek tuur’u havaya kaldırarak.. bağırarak bir şeyler söylüyordu.. rumgay.. rumgay.. rumgay..

Odd içtiği iksirin etkisiyle yerinden kalkarak halüsinasyon görmeye başladı. 8 bacaklı bir at kendisini göğe kaldırdı. Tapınağın içinde havalanarak, tapınağın çevresini hızlıca dönüyordu..

Yeter.. yeter.. diyerek bağırmaya başladı. Ayağa kalmış olan Odd birden kendini yerde buldu.

rüyamıydı.. düşmüydü..
düşse, kimin düşüydü..
oysa sadece Odd düşmüştü..

Yitip giden zamana ait kalıntılarla beraber sessizce sürükleniyordu,enlemi ve boylamının bilinmediği düşüyle…

Odd bunları yaşarken Odin’in üzerinden 2 kuzgun geçiyordu, kör olmamış gözünü kapatarak..

asgard’da beslediği huginn ve muminn adında 2 kuzgun.. biri sol omzuna diğeri sağ omzuna konarak bir şeyler söylüyordu. Odin çıldırmışçasına kulağını kapatıyor ve ağlamaya başladı..

Gördüğü halüsinasyon’da kendini çiftçilik yaptığı tarlada buldu. Tarlanın sonuna doğru yürüyordu..

Budak Tuur’u daha şiddetli çalarak kulakları sağır edecek şekilde bağrıyordu..

ulya ulya ulya
bu bir rüya..

Tarlanın sonunda bir kuyu gördü. Bu amcası Mimir’in tarlası için açtığı kuyuydu. Aslında böyle bir kuyu yoktu gerçekte. Birden diğer gözünün kör olmadığı anımsadı.. Kuyunun içindeki sesleri duydu..

Kuyuya yaklaştı ve birden kuyunun içinde bir ağaç olduğu gördü. Merakı iyice arttı. Bu ses nerden geliyordu ve kuyunun içinde ağacın ne işi vardı..

Dengesini kaybedip kuyunun içine düştü. Ağaçta baş aşağı asılı olarak kaldı birden..

ses kulaklarını tırmalıyor..

Birden gözünü aştığında karşısında Budak’ı gördü. Tuur ile ateşin etrafında İslami zikir edasıyla dönüyordu.. Odin eliyle yüzüne dokundu.. rüyasında iki gözü olan odin tek gözlüydü Budak’ın karşısında.. ve hala başı dönüyordu..

Rynkar, Odin’e 9 gün o ağaçta nasıl asılı kaldın dedi.

Tyr eline kılıcı aldı. Etrafında insanları teker teker öldürerek birden havalanmaya başlandı. Herkes tyr bakarken hermod’un boğazına sarılan skuld, hermod’u nefessiz bıraktı. Ölümle yaşam arası uzun ince bir yol misali hermod can çekişiyordu.. Herkes ne olduğuna karar veremedi. Budak ateşin etrafında dönüyor,tuur’u çalıyordu..

Birden skuld, hermod’un dudaklarına yapıştı. Öpüşmeye başladı.. nefesini içine veriyordu..

ölümle yaşam arasında kalan hermod yerinden kalkarak sendeleye sendeleye yürüdü.. ve yere düştü..

budak tuur’u çalıyordu..

ulya ulya ulya
bu bir rüya..

hnoss umay’ın etrafında yüzlerce bebek vardı.. bebek sesleri herkesin kulaklarını sağır edecek şekildeydi.. Umay tek tek yerden alarak giydiği ceketin içine saklıyordu..

birden umayın üzerinde kara bir duman belirdi..

Budak Tuur’u çalmaya devam ediyordu..

Odd kendini Tromsöde bir ormanın içinde buldu. Anlamsız bir şekilde hızlıca kaçıyordu ormanın içinden.. kaçışına yağmur eşlik ediyordu.. etrafına tuhaf tuhaf sesler duyuyordu.. kurt çığlıkları, bebek ağlamaları..

Birden ağaca asılı bir insan gördü, korktu ve daha da hızlanmaya başladı…

ve durdu.. bir ağacın altına düştü..

genç kam adayı, eline aldığı şaman davuluna vurarak.. yıldırım düşmüş kayın ağacından yapıldığı anımsadı..

18 Aralık 2016

Tromsö’de yürüyüşe çıkan Eir ve Nott çifti  huş ağacının altında yarı baygın şekilde bir genç gördü..

ve Günlerce Norveç basınında yer aldı..
Norveç’te intihar oranları hızlıca yükseliyor..

*Öyküde geçen isimler ve mekanlar tarihi olaylara dayanarak kurgulanmıştır..
Anlatan ve Fotoğraflayan: Mehmet Budak
Öykü: Odd Ostrov
Fotoğraf: Letonya’nın Cesis ilinde 25 Aralık 2011 tarihinde çekilmiştir.